3 HARF
- 24 Haz 2025
- 4 dakikada okunur
16 Haziran
Aloha.
Hayatımda ilk defa bir tuvale fırça süreceğim. Kendimi sanatçı olarak tanımlayalı 2-3 sene oluyor aslında. Daha öncesinde yalnızca tasarımcıydım.
Böyle bir işe girişmemdeki ilk konu, aslında sanatsal üretimimin büyük kısmında yapay zeka desteği alıyor olmam. Aynı desteği alan kişilerle aramdaki uçurumsal, bariz farkı herkesin görmesi mümkün olmuyor tabii. Bazıları yaptığım çalışmayı ilk gördüğünde büyülense de, “Yapay zeka ile ortak çalışıyorum.” lafının ardından büyülendiği duyguya bazen veda ediyor.
Farkım aslında şu: Her üretimim hayatımdaki bir anın, kişinin, bakışın izdüşümü. Cidden her üretimim. Ve bu diğer insanlar tarafından bir şekilde hissediliyor. En fazla ilgi almış eserlerim, benim en derin, yüksek hisle (buhran veya tam zıttı dönemde) yaptığım eserler oluyor. Basit bir tesadüf değil. Hayatımdaki tüm obje, olay, kişilere sanat malzemesi olarak bakıyorum, bakmaya çalışıyorum. Bir şekilde malzemeye dönüşüyorlar.
Biraz alakalı biraz alakasız ama geçenlerde keşfette görmüştüm: “Bir sanatçı size aşık olduğunda ölümsüz olursunuz.”
Bu günceyi de aslında art blok yaşayan, sanatçı olduğunu henüz kabul edememiş, kafasında sanatla alakalı soru işareti olan akranlarım için yazıyorum. Çok bildiğimden değil; belki bildiklerime siz bir şey eklersiniz, belki de olduğu gibi size iyi gelir.
Şimdi bir tuvale başlayacağım. 50x50 bir tuval sipariş ettim. Yatağımın altında guaj boya seti buldum. Ne kadar kaliteli bir eser çıkar bilmiyorum. Bu benim ilk denemem. Farklı ikonların bulunmasını istiyorum. Anlaşılır ve anlaşılmaz olmasını istiyorum aynı anda.
Yapacağım şeyin alacağı yorumları umursamıyorum. İnsanlar hep konuşur. İyi de yapsanız, kötü de yapsanız konuşur. O yüzden birini bu tip konularda dinlemenin mantıklı hiçbir yanı yok. Kendiniz için sanatı yapın. Eğer yüklü bir özgüveniniz yoksa başkalarını (fakültenizdeki hocalar da dahil, hatta yaşıyor olsaydı Da Vinci bile dahil) dinlemek sizi sadece aşağı çekecek. Kimseyi ama kimseyi dinlemeden sadece üretin.
İnsanlar üretirken ilham almaktan çekiniyor bence. Tanrı dışı ilham almadan hareket edebilen bir sanatçı olduğuna inanmıyorum. Beslenmeden sanat yapılamaz. Benim için çok önemli yeri olan, sanata ve bir noktada dünyaya bakışımı etkileyen Cesx’in bir gün story’de attığı bir görsel var. Bence altı çizilmesi gereken noktalar var.

Hepsine katılmıyorum buradaki metnin ama sanatçının “anten, ileten, aktaran, yansıtan” kişi olarak konumlanması içime sinen bir bakış. Bir şekilde gündelik hayatımızda tonla görsel, işitsel, düşsel, dokunsal olay yaşıyoruz. Sanatçı kişi de bunları aktaran kişi aslında. Cesx'in şu podcastini de dinlemenizi tavsiye ederim.
Sanat nedir? Bir duygunun, tasarımın, güzelliğin vb. dışavurumunda, anlatımında kullanılan yöntemlerin tümü. Bunu yapan kişi de sanatçıdır.
İyi sanatçı, kötü sanatçı tartışılabilir (onda da bir sonucuna ulaşmamız imkansız). Bundan dolayı herkes sanatçı olabilir, olmalıdır. Buna dair başka, daha uzun bir yazı yazacağım.
Çalmaya değer olan şeyleri ve değmeyecek şeyleri çözmek lazım. Austin Kleon’un Bir Sanatçı Gibi Araklayın kitabını Storytel’de dinlemenizi veya okumanızı tavsiye ederim. Veya kitabını alabilirsiniz.
“İnceleyeceğim tek sanat, çalabileceklerimdir.” – David Bowie
“Orjinal dediğimiz şey, mantıklı bir taklitten başka bir şey değildir.” – Voltaire
“Herkesi inceledim. Bütün hareketlerini çaldım. Her detayı izledim. Sonra kendim yaptım.” – Kobe Bryant
17 Haziran
Ne yapmak istediğime henüz karar vermiş değilim.
Aslında buldum: Şu an gökyüzüne bakan bir kadın figür yapmak istiyorum. Geçtiğimiz günlerde yaptığım ve içime sinen bir çalışma vardı, onda da aynı böyle bir karakter vardı, o yüzden kullanmak istiyorum. Yanında da Başar’la Eskişehir'de bir sticker projemiz vardı, orada çalıştığım 2-3 farklı logo vardı; onları kullanmak istiyorum.
Logoların da bazıları kendi içinde anlamlı.
Sol en üstteki, Off-White logosunun yeniden yorumlanmış hali. Kurucusu Virgil Abloh ve markanın kendisini, çizgisini çok severim.
Yanındaki aslında I <3 NY’nin yorumlanmış hali.
I RAW YU: You dizisinin bir bölümünde birbirine saplantılı aşık iki kişi “I love you” cümlesini yetersiz bulup “I wolf you” gibi bir diyalog geçirmişti. Bu da Enes hali aslında :)
Alttaki de aslında benim Raw manifestosunu oluştururkenki çıkış kaynağım olan RAW tütün markası. Logoyu ve kelimeyi ilk Şehinşah’ın boynundaki dövmeden görmüştüm. Altındaki “Untamed One” ise dövmemden bir cümle öbeği.
Mükemmel yapmaya çalışmıyorum. Kimsenin ne dediğini de takmanın hiçbir manası yok.
İyi sanata kimse karar veremez.
İyi sanata kimse karar veremez.
İyi sanata kimse karar veremez.
Daha yazmama gerek yok herhalde.
18 Haziran
Sipariş ettiğim tuval geldi. Üstünde ufak hasarlar ve lekeler var. Umursamıyorum. Olur o kadar. Posca’lar ne güzel icatmış. Beyazı ile direkt hataları örtüyorum, mis. Logoların çıktısını aldım ve direkt başlıyorum. Evde boş boş durmasını istemiyorum tuvalin. Photoshop’ta yaptığım ölçümleme ile referans ala ala logoları tuvale taslak olarak atıyorum. Bazılarını evdeki guaj boya ile, bazılarını Posca ile dolduruyorum. Logoların hepsini halledip, eklemeye sonradan karar verdiğim tribal deseni de taslak olarak atıyorum tuvalime. Gece 5’e kadar çalıştım herhalde.
Şu iş olmasa yüksek ihtimalle sağlıklı bir yaşam süremezdim. Herhangi bir sanat disiplini ile uğraşmadan insanların nasıl sağlıklı yaşadığını anlamlandıramıyorum. Gün içerisinde telefondan, insanlardan, şehirdeyseniz sokaktaki yüzlerce veriden “kirleniyorsunuz”. Bunları bir şekilde dökmeden sağlıklı kalmanın mümkün olduğunu düşünmüyorum.
Bu arada çizimdeki kadın yapay zeka ürünü. Ancak kadına ait tüm detayları ince bir şekilde çalıştım, düzenlemeler yaptım üstünde. Hepsini Midjourney-Photoshop kullanarak yapıyorum. Aklınıza gelen 10 ressamın 5’i şu an yaşasa Midjourney’i kullanırdı. Teknik değil; fikir veya dökülecen his, kritik olan.
7500’den fazla görsel ürettim ama bunların yalnızca yaklaşık 500’ünü seçtim ve kullandım. Olay biraz da o kısım. Sanatçı seçici olandır. Estetik, renk, kompozisyon, desen, doku… neyse artık. Seçme işi buradaki asıl mesele.

20 Haziran
Dün yeni tanıştığım biriyle overthink–sanat ilişkisi hakkında konuştum. O bir cümle içinde “overthink” kelimesini kullanınca ben biraz tetiklendim.
Overthink derken insanların kastı genelde boşluğa bakarak insanın kendiyle baş başa kaldığı, belki 10 saniye belki de 30 dakikalık anlar. Eğer yaşadıklarınızı–hislerinizi değerlendirmek, incelemek üzere yaptığınız bir süreçse, gayet iyi bir eylem olduğunu düşünüyorum.
İnsanlar ne zaman overthinklemeye kalksa, aklını dağıtacak Reels–TikTok saçmalığıyla bu süreci erteliyor. İnsanı diğer canlılardan ayıran eylem bu değil miydi zaten?
Overthink durumunun zararlı bir kısmı da var tabii ki. Zarar verebiliyor bir dozdan sonrası. Bu noktada yazmanın ona çok iyi geldiğinden bahsetti. İçindeki düşüncelerin bazılarının maddesel boyuta (kağıda) aktarılması, içindeki yükü hafifletiyormuş.
Katıldım. Ve şunu dedim: Buna genel başlıkta “sanat” diyoruz zaten. İnsanın hislerini, düşüncelerini dökmesi.
Sanat, terapistiniz yani.
Kaldığım noktadan devam ettim. Kadın figürümün gölge kısımlarını çizip içlerini doldurdum.
Son durumu şu şekilde.

Bir şeyler daha eklemek istiyorum ama henüz karar vermedim.
21 Haziran
Sprey boya ile son dokunuşlarımı yaptım ve tabloyu bitirdim.
Adı 3 HARF
24 Haziran
İsmail ile fotoğraf çekimi için futbol ve basketbol sahasına gittik. Gecesinde editledim ve paylaştım.
Umarım birilerine dokunur bu yazı. Kendinize dikkat edin.

Raw.
Yorumlar